Manşetler

Buradasın: Faydalı linkler » Soru Cevap » Sihir Gerçekten Var Mıdır?
 

Sihir Gerçekten Var Mıdır?

Reklam

Sihir Gerçekten Var Mıdır?

Bir ziyaretçimizin sorduğu, Sihir gerçekten var mıdır? sorusuna yanıt olarak yaptığım araştırmaları sizlere aktaracağım.

Sihirin olup olmadığınız aşağıdaki yazı metnini okuyarak öğrenebilirsiniz.

Sihir Gerçekten Var Mıdır? İşte Cevabı:

"Süleyman'ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup söylediklerine tâbi oldular. Halbuki Süleyman büyü yapıp kâfir olmadı. Lâkin şeytanlar kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil'de Hârut ile Mârut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek, herkese: Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kâfir olmayasınız, demeden hiç kimseye öğretmezlerdi. Onlar, o iki melekden, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, Allah'ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler. Sihri satın alanların ahiretten nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu anlasalardı!" (Bakara Suresi /102)


Sihir, insanlara yönelik olarak tabiat üstü gizli güçlerin yardımı ve aracılığıyla belli bir maksadı gerçekleştirmek ve belli bir gayeye ulaşmak için uygulanan ve etkili olduğu kabul edilen eylem; bir şeyin veya olayın gerçek huviyetinden uzak olarak başka bir halinin gösterilmesidir. Sihir, İslam'ın kesin olarak yasaklayıp redettiği bir inanç ve işlem olup tabiat kuvvetleriyle insanlara bir takım etkilerin yapıldığı söylenen ilkel bir anlayış ve olgudur.

Cenab-ı Hak buyuruyor: 

"Siz atın" dedi. Onlar atınca, insanların gözlerini büyülediler, onları korkuttular ve büyük bir sihir gösterdiler." 
(Araf suresi /116) 
"...Bir de baktı ki, büyüleri sayesinde ipleri ve sopaları, kendisine gerçekten koşuyor gibi görünüyor." 
(Taha Suresi /66) 

Esrarengiz, gizli sebep ile incelik, dış görünüşü itibariyle çekicilik ve bir de kötü maksat sihrin niteliğini belirler. Sihir, herşeyden önce kendi özünde bir harika değildir. Sebebi herkes için bilinmediğinden, olay bir harika gibi tahayyül olunmaktadır. Bunun içindir ki, sebebi herkes için bilinmeyen herhangi bir gerçek dahi, halkı aldatmak için kullanıldığı zaman bir anlamda sihir olur. Bu sebebin nazarî olarak açıklanabilir bir halde bulunması şart da değildir. Az çok taklit ile meydana getirilebilmesi de kafidir. 

İmansızlık, ahlâksızlık ve aldatmak sihrin köküdür. Sihirbazlar ilimlerden, edebiyattan, felsefeden, teknolojiden, hatta tabiattaki garip ve acîp yaratılışlardan sû-i istimaller ve istismarlar yaparak yararlanmasını bilirler. Bu suretle gerçekleri gizlemek için yazılmış nice felsefeler, nice romanlar, nice tarih kılıklı hezeyanlar vardır. Vaktiyle hikmet ehli kimselerin "Sakın domuzların boynuna inci gerdanlıklar takmayın!" şeklindeki nasihatları, ilmî gerçekleri ve yüksek hakikatleri, bu gibilerin istismarından korumak içindi.

İkinci Cevap:

SİHR,İN ( BÜYÜ) ASLI YOKTUR

Ister nazar, ister sihir olaylarinda olsun birilerinin, digerlerine bir takim esrarengiz güçlerle etki edebilecegi veya tesir yapabilecegi inanci yatmaktadir.Simdi bu inancin Kuran ile ne kadar örtüstügüne bir göz atalim.

Ilk önce sihir (türkçede büyü) ile baslayalim.
Araf suresinde bu isin mahiyeti bütün çiplakligiyla ortaya konulmustur.

(Musa) Siz atin dedi. (sihirbazlarda) atinca halkin gözlerini büyülediler ve onlara korku salarak büyük bir sihir yapmis oldular 7/116

Bizde Musaya; asani birak diye vahyettik.Birde baktilarki asa onlarin iftiralarini yutuyor.7/117

7/117 de ''y(E,FiK)un ibaresini bile isteye iftira olarak çevirdim.Her ne kadar meallerede uyduruk olarak geçsede mana olarak aynidir.Çünkü
ayni kelime Hz aise annemize zine iftirasi ile ilgili ayettede geçmektedir.

''Innellezine cau bil (IFK)i usbetun minkum''
iftira ile gelenler içinizden bir zümredir 24/11

Hepimiz gayet iyi biliyoruzki iftira; ASLI, HAKIKATI,GERÇEGI olmayan yalan bir haberdir.Sihirde aynen böyle oldugu için, Allahu teala sihirbazlarin yaptiklarini IFTIRA,UYDURUK olarak tanimlamistir.

Her insanin yaratilisndan gelen özelliklerinden biride korkmaktir.Peygamber olsa dahi .Yüce Allah bu gerçegi söyle beyan etmektedir

''(Musa) Siz atin dedi.Birde ne görsün, onlarin ipleri ve degnekleri sihirleri yüzünden kendisine gerçekten yürüyormus gibi geldi''
''Bunun için Musa içinde bir KORKU hissetti''
''KORKMA; muhakkak ki sen üstünsün dedik'' 20/66,67,68

Bir korku (grußel) filmi izlediginizi düsünün.Ister istemez etkilenirsiniz.Fakat bu etki bizzat filmin kendinde olan bir güçten degil,kendinizden kaynaklanmaktadir.Insan beyni algiladigi vizyonlari, sahtesini, hakikisini ayirt etmeksizin degerlendirmek ve bunun sonucuna göre vücuda komuta 
vermek zorunda yaratilmistir.Hatta bazen öyle olurki tüylerimiz bile diken diken olur. Iste bu durum beynin komutasinda harekete geçen sinir sisteminin killarin etrafindaki kaslari gerginlestirmesinden meydana gelmektedirHatta böyle bir vizyon olmadan bile insan beyni, vücutta büyük tahribatlar yapabilecek niteliktedir.Uzun bir müddet asiri derecede üzülen ve düsünen bir insan düsünün.Bunun sonucunda beynin komutasiyla vücuttaki kimyevi denge bozulur ve vücudun savunma sistemi devre disi kalir. Savunma sisteminin devre disi kaldigi bir vücudun ise hastaliklara maruz kalmamasi olanak disidir.Böyle kisilerin vereme yakalandiklari ve hatta bazilarinin saçlarinin beyazladigini hayatimizda çogu kez müsahede etmekteyiz. Bu sekilde hastalanmis kisilere disaridan herhengi bir müdahele ise söz konusu degildir

Böyle bir film izlenmeye devam edildigi halde,etkilenmemeye çalismak yerine ekrani kapatmak en iyi yöntemdir.
Eger bizler, insanlarin sihir adi altinda sergiledikleri safsatalara Yüce 
Allahin zikrine uyrak, IMAN EKRANINI kapatirsak, dünyanin sihirbazlari da bir araya gelse, kilimizi dahi kipirdatamayacaklarini bilmis oluruz.
Kurana .inanmayan insanlar bile, (amerikali avrupali) yapilan bu gösterile
rin asli olmadigini bildikleri ve bu tür gösterileri (show) sadece bir eglence olarak olarak seyrettikleri halde,müslümanim diyenlerin, yapilan bazi sihirolaylarinin asli olduguna inanmalari gerçekten çok üzüntü vericidir.Maalesefki alim geçinenenlerde Kuranin bu açik beyanina ragmen,sihrinasli olduguna inanmislar ve bunun mantiki bir sonucuolarakta,

''BÜYÜ YAPMAK HARAMDIR FAKAT YAPILAN BÜYÜYÜ BOZDURMAK CAIZDIR'' fetvasini uydurmuslardir.
Peki aslı olmayan bir şeyi bozdurmak nasıl oluyor bu da ayrı bir soru.İşte burda insanları sömürmek isteyen sahtekarların foyası meydana çıkıyor. Bu sahtekarlardan genelde şu cümleleri duyarsınız.
Aman efendim bunun ticaretini yapıyorlar, dikkatli olmak lazım bu yüzden bu işin ehline gitmek gerek. 
Oysaki kurana göre bu işin ehli mehli yoktur bunların tamamı da sahtekar şarlatanlardır.
Büyünün aslı olduğuna inananlar şu ayeti delil olarak ilerri sürmektedirler. bu ayet kuranın bütünlğünden koparılarak anlaşılmaya çalışılınca ister istemez böyle bir sonuca varmak mümkün gözükmektedir. ancak ne varki ayette zannettikleri gibi büyünün aslı olduğuna dir herhangi bir işaret yoktur. gelelim ilgili ayetin izahına,
"Seytanlarin Süleyman'in hükümdarligi hakkinda söylediklerine uydular. Oysa Süleyman kafir degildi, ama insanlara sihri ögreten seytanlar kafir olmuslardi. Babil'de, melek denilen Harut ve Marut'a bir sey indirilmemisti. Bu ikisi "Biz sadece imtihan ediyoruz, sakin inkar etme" demedikçe kimseye bir sey ögretmezlerdi. Halbuki bu ikisinden, koca ile karisinin arasini ayiracak seyler ögreniyorlardi. Oysa Allah'in izni olmadikça onlar kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek, faydali olmayacak seyler ögreniyorlardi. And olsun ki, onu satin alanin ahiretten bir nasibi olmadigini biliyorlardi. Kendilerini karsiliginda sattiklari seyin ne kötü oldugunu keske bilselerdi!" (Bakara 2:102)

...
Muhakikler (arastirmacilar) Harut ve Marut’un Babil’de -ki burasi Irak’ta Firat nehri üzerinde bulunan bir sehirdir.- dis görünüsleriyle salah ve takva sahibi olarak taninan ve halka sihir ögreten iki insan olduklari görüsündedirler. Insanlarin saf inançlari bu iki kisi hakkinda öyle bir noktaya ulasmisti ki, onlarin semadan inmis iki melek olduklarini ve sihri Allah’tan gelen vahiy ile insanlara ögrettiklerini saniyorlardi. Bu iki adamin sahtekarliklari öyle bir dereceye varmisti ki insanlarin kendileri hakkindaki saf inançlarini sürdürmelerini saglamak için kendilerinden sihir ögrenmek isteyen herkese, "Biz bir fitneyiz. Sakin inkar etme"; yani "Kuskusuz biz imtihan vesilesiyiz; seni deniyor, imtihan ediyoruz ki bununla (sihir ögrenmekle) sükür mü, küfür mü ediyorsun, ortaya çiksin. Biz sana küfre düsmemeni tavsiye ederiz." diyorlardi. Bunu; halk, bilgilerininilahi, sanatlarinin ise ruhani oldugunu ve aslinda iyilik etmekten baska bir maksatlari bulunmadigini zannetsinler diye söylüyorlardi. Tipki günümüzde de bir takim deccallerin yaptigi gibi. Bunlar da zanlarinca sevgi ve nefret için kendilerine muska yazmayi ögrettikleri kimselere; "Sana evli bir kadini, kocasindan baska bir erkege yöneltmek için yazmamani tavsiye ederiz." Seklinde evham ve uydurmadan baska bir gerçegi olmayan seyler söylerler. 

Yahudilerin bu hususta bir çok hurafeleri vardi. Öyle ki Harut ve Marut’a, sihir ilminin Allah’tan indigine ve onlarin insanlara sihir ögretmek için gelen iki melek olduklarina inaniyorlardi. Iste bunun üzerine Kur’an ayetleri sihrin semadan indigi seklindeki iddialari hakkinda onlari yalanlamak ve hem sihri hem de onu ögrenen ya da ögreten kimseleri zemmetmek için geldi.


"Onlar bu ikisinden koca ile karsinin arasini açacak seyler ögreniyorlardi." Sözü sembolik bir anlatimdir ve böylelikle yapilan is en çirkin sekliyle ortaya konmus olmaktadir. Yani yaptiklari bu is öyle bir raddeye gelmisti ki, artik kari-koca gibi toplumun en güçlü birimi olan aileyi onunla parçalama imkanini elde etmeyi, çesitli hileleri ve bozgunculugun yollarini ögreniyorlardi.
Özet olarak bu ayetin manasi basindan sonuna kadar su sekilde anlasilmaktadir:

Yahudiler Kur’an’i yalanladilar ve ondan yüz çevirdiler. Kur’an’a karsilik Hz. Süleyman ve mülkü hakkinda, onlarin çarpik zihniyetli alimlerinden isittikleri hurafeler ve efsaneleri(1) yaymaya çalistilar. Hz. Süleyman (as)’in küfre girdigini iddia ettiler. Oysa Hz. Süleyman (as) küfre girmemisti. Fakat onlarin tabi olduklari seytanlari (önderleri) küfre girdiler ve insanlara sihri ögretmeye ve sihrin Harut ve Marut’a indigini iddia etmeye basladilar. O ikisini melek olarak isimlendirmislerdi. Onlara hiç bir sey indirilmedigi halde, insanlara kendilerinin salihlerden olduklari zannini yerlestirdiler. Halkin, onlari iyilik etmekten baska maksatlari olmayan ve kendilerini küfürden korumaya çalisan kimseler olduklarini sanmalari için ugrastilar. O ikisinden ögrendikleri hile ve desiseler, kendilerinin insanlar arasina tefrika sokabileceklerine halki inandiracak derecedeydi.

Görüyorsunuz ki ifadelerin hepsi burada zemm (kinama, yerme) içindir ve ayetin Harut ve Marut’un medhi, övgüsü hakkinda varid oldugu düsüncesi dogru degildir. Bunlarin yani yukaridaki sözlerimizin dogruluguna, Kur’an’in Allah indinden insanlara bir sey ögretmek için -peygamberlere indirilen vahiy disinda- yeryüzüne melek indirildigini reddetmesini gösterebiliriz. Kur’an, insanlara talim için kendi cinsinden birinin gönderildigini sarih nasslarla ortaya koymaktadir: "Senden önce, insanlarin disinda elçi göndermedik; onlara vahyediyorduk. Bilmiyorsaniz zikir/vahiy ehline sorunuz." (Enbiya 21:7) Yine Melek indirilmesi seklindeki istekleri Kur’an geri çevirmistir: "Ona bir melek indirilmeli degil miydi!," diyorlar. Bir melek indirseydik, is bitirilmis olurdu. Onlara zaman da verilmezdi." (En’** 6 Furkan Suresinde de Allah teala söyle buyurmaktadir: "Söyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya beslenecegi bir bahçe olsaydi ya!" Bu zalimler, inananlara: "Siz sadece büyülenmis bir adama uyuyorsunuz" dediler. Sana nasil misaller getirdiklerine bir bak! Onlar sapmislardir, yol bulamazlar." (Furkan 25:7-9)

Yorum Bırakın

Yorumunuzu Buraya Yazın!

İsminiz
E-Mailiniz
Yorumunuz
 

Bu içerik İçin Yorum Yapılmadı. İlk Olmak İster misin?