Manşetler

Buradasın: Biyografi » Osmanlı Devlet Adamı » Türk Matematikçilerin hayatı ve matematiğe kazandırdıkları
 

Türk Matematikçilerin hayatı ve matematiğe kazandırdıkları

Reklam

Ben Matematik dersini hayatımda Bütün egitim yılım boyunca hiç sevmedim , devamsızlık sorun olmasa hiç girmezdim diyebilirim ama matematikoliklerde yok degil ama yinede ders dersdir ,işte en çok araştırılan konulardan biride Ünlü Türk Matematikçileri ve Matematikçilerin hayatı işte sizi biraz uzun ama çok güzel bir kaynak;
Osmanlı-Türk matematikçileri ülkenin fen bilimlerindeki geri kalmışlığı nedeniyle zaman ve enerjilerini genellikle eğitime ayırmışlardır. Ancak 19. yüzyılın sonlarında araştırma yapmak ve yeni bilgiler üretmek fırsatını bulabilmişlerdir. Bu faaliyetlerin başladığı ilk yüzyıl içinde uluslararası düzeyde araştırma ve yayın yapmış olmak kriteriyle tarandığında aşağıdaki isimlere rastlanmaktadır. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu kritere uyan matematikçi sayımız epey artmıştır ancak henüz hayatta olan matematikçilerimizi, bu listenin biraz da tarihi bir değer taşımasını hedeflediğimizden, bu listeye almadık.

Ali Kuşçu
(1474-1525)

Türk İslam Dünyası astronomi ve matematik alimleri arasında, ortaya koyduğu eserleriyle haklı bir şöhrete sahip Ali Kuşçu, Osmanlı Türklerinde, astronominin önde gelen bilgini sayılır. Batı ve Doğu Bilim dünyası onu 15. yüzyılda yetişen müstesna bir alim olarak tanır. Öyle ki; müsteşrik W .Barlhold, Ali Kuşcuyu On Beşinci Yüzyıl Batlamyosu olarak adlandırmıştır. Babası, Uluğ Beyin kuşcu başısı (doğancıbaşı) idi. Kuşçu soyadı babasından gelmektedir. Asıl adı Ali Bin Muhammettir. Doğum yeri Maveraünnehir bölgesi olduğu ileri sürülmüşse de, adı geçen bölgenin hangi şehrinde ve hangi yılda doğduğu kesinlikle bilinmektedir.

Ancak doğum şehri Semerkant, doğum yılının ise 15. yüzyılın ilk dörtte biri içerisinde olduğu kabul edilmektedir. 16 Aralık 1474 (h. 7 Şaban 879) tarihinde İstanbulda ölmüş olup, mezarı Eyüp Sultan Türbesi hareminde bulunmaktadır. Ölüm tarihi; torunu meşhur astronom Mirim Çele-binin (ölümü, Edirne 1525) Fransça yazdığı bir eserin incelenmesi sonucu anlaşılmıştır. Mezar yerinin 1819 yılına kadar belirli olduğu ve hüsn-ü muhafazasının yapıldığı; ancak 1819 yılından sonra, Ali Kuşcuya ait mezarın yerine, zamanının nüfuzlu bir devlet adamının mezar taşının konmuş olduğu anlaşılmaktadır. Uluğ Beyin Horasan ve Maveraünnehir hükümdarlığı sırasında, Semerkantta ilk ve dini öğrenimini tamamlamıştır. Küçük yaşta iken astronomi ve matema-tiğe geniş ilgi duymuştur.

Devrinin en büyük bilginlerinden; Uluğ Bey , Bursalı Kadızade Rumi, Gıyaseddün Cemşid ve Muin al-Din el-Kaşiden astronomi ve matematik dersi almıştır. Önce,Uluğ Bey, tarafından 1421 yılında kurulan Semerkant Rasathanesi ilk müdürü, Gıyaseddün Cemşidin, kısa süre sonra da Rasathanenin ikinci müdürü Kadızade Ruminin ölümü üzerine, Uluğ Bey Rasathaneye müdür olarak Ali Kuşcuyu görevlendirmiştir. Uluğ Bey Ziycinin tamamlanmasında büyük emeği geçmiştir. Nasirüddün Tusinin Tecrid-ül Kelam adlı eserine yazdığı şerh, bu konuda da gayret ve başarısının en güzel delilini teşkil etmektedir. Ebu Said Hana ithaf edilen bu şerh, Ali Kuşcunun ilk şöhretinin duyulmasına neden olmuştur. Kaynakların değerlendirilmesi sonucu anlaşılmaktadır ki; Ali Kuşcu yalnız telih eseriyle değil, talim ve irşadıyle devrini aşan bir bilgin olarak tanınmaktadır. Öyle ki; telif eserlerinin dışında, torunu Mirim Çelebi, Hoca Sinan Paşa ve Molla Lütfi (Sarı Lütfi) gibi astronomların da yetişmesine sebep olmuştur. Bu bilginlerle beraber, Ali Kuşcuyu eski astronominin en büyük bilginlerinden birisi olarak belirtebiliriz.

Cahit Arf
(1910-1997)

1910 yılında Selanikte doğdu. Yüksek öğrenimini Fransada Ecole Normale Superieurede tamamladı (1932). Bir süre Galatasaray Lisesinde matematik öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesinde doçent adayı olarak çalıştı. Doktorasını yapmak için Almanyaya gitti. 1938 yılında Göttingen Üniversitesinde doktorasını bitirdi. Yurda döndüğünde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesinde profesör ve ordinaryus profersörlüğe yükseldi. Burada 1962 yılına kadar çalıştı. Daha sonra Robert Kolejinde Matematik dersleri vermeye başladı.1964 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (Tübitak) bilim kolu başkanı oldu.

Daha sonra gittiği Amerika Birleşik Devletlerinde araştırma ve incelemelerde bulundu; Kaliforniya Üniversitesinde konuk öğretim üyesi olarak görev yaptı. 1967 yılında yurda dönüşünde Orta Doğu Teknik Üniversitesinde öğretim üyeliğine getirildi. 1980 yılında emekli oldu. Emekliye ayrıldıktan sonra TÜBİTAKa bağlı Gebze Araştırma Merkezinde görev aldı. 1985 ve 1989 yılları arasında Türk Matematik Derneği başkanlığını yaptı.

Arf İnönü Armağanını (1948) ve Tübitak Bilim Ödülünü kazandı (1974). Cebir ve Sayılar Teorisi üzerine uluslararası bir sempozyum 1990da 3 ve 7 Eylül tarihleri arasında Arfin onuruna Silivride gerçekleştirilmiştir. Halkalar ve Geometri üzerine ilk konferanslarda 1984te İstanbulda yapılmıştır. Arf, matematikte geometri kavramı üzerine bir makale sunmuştur. Cahit Arf 1997 yılının Aralık ayında bir kalp rahatsızlığı nedeniyle aramızdan ayrıldı.

  1. Ömer Hayyam
(1048-1131 )

Asıl adı Giyaseddin Ebul Feth Bin İbrahim El Hayyamdır. 18 Mayıs 1048de İranın Nişabur kentinde doğan Ömer Hayyam bir çadırcının oğluydu. Çadırcı anlamına gelen soyadını babasının mesleğinden almıştır. Fakat o soyisminin çok ötesinde işlere imza atmıştır. Daha yaşadığı dönemde İbn-i Sinadan sonra Doğunun yetiştirdiği en büyük bilgin olarak kabul ediliyordu. Tıp, fizik, astronomi, cebir, geometri ve yüksek matematik alanlarında önemli çalışmaları olan Ömer Hayyam için zamanın bütün bilgilerini bildiği söylenirdi. O herkesten farklı olarak yaptığı çalışmaların çoğunu kaleme almadı, oysa O ismini çokça duyduğumuz teoremlerin isimsiz kahramanıdır. Elde bulunan ender kayıtlara dayanılarak Ömer Hayyamın çalışmaları şöyle sıralanabilir.

Yazdığı bilimsel içerikli kitaplar arasında Cebir ve Geometri Üzerine, Fiziksel Bilimler Alanında Bir Özet, Varlıkla İlgili Bilgi Özeti, Oluş ve Görüşler, Bilgelikler Ölçüsü, Akıllar Bahçesi yer alır. En büyük eseri Cebir Risalesidir. On bölümden oluşan bu kitabın dört bölümünde kübik denklemleri incelemiş ve bu denklemleri sınıflandırmıştır. Matematik tarihinde ilk kez bu sınıflandırmayı yapan kişidir. O cebiri, sayısal ve geometrik bilinmeyenlerin belirlenmesini amaçlayan bilim olarak tanımlardı. Matematik bilgisi ve yeteneği zamanın çok ötesinde olan Ömer Hayyam denklemlerle ilgili başarılı çalışmalar yapmıştır. Nitekim, Hayyam 13 farklı 3. dereceden denklem tanımlamıştır. Denklemleri çoğunlukla geometrik metod kullanarak çözmüştür ve bu çözümler zekice seçilmiş konikler üzerine dayandırılmıştır. Bu kitabında iki koniğin arakesitini kullanarak 3. dereceden her denklem tipi için köklerin bir geometrik çizimi bulunduğunu belirtir ve bu köklerin varlık koşullarını tartışır.

Bunun yanısıra Hayyam, binom açılımını da bulmuştur. Binom teoerimini ve bu açılımdaki kat sayıları bulan ilk kişi olduğu düşünülmektedir. (Pascal üçgeni diye bildiğimiz şey aslında bir Hayyam üçgenidir). Öğrenimi tamamlayan Ömer Hayyam kendisine bugünlere kadar uzanacak bir ün kazandıran Cebir Risaliyesini ve Rubaiyatı Semerkantta kaleme almıştır. Dönemin üç ünlü ismi Nizamülmülk, Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam bu şehirde bir araya gelmiştir. Dönemin hakanı Melikşah, adı devlet düzeni anlamına gelen ve bu ada yakışır yaşayan veziri Nizamül-mülke çok güvenirdi. Ömer Hayyam ile ilk kez Semerkantta tanışan Nizam onu İsfahana davet eder. Orada buluştuklarında Ona devlet hülyasından bahseder ve bu büyük hayalinin gerçekleşmesi için Hayyamdan yardım ister. Fakat Hayyam devlet işlerine karışmak istemez ve teklifini geri çevirir. 4 Aralık 1131de doğduğu yer olan Nişabur da fani dünyaya veda eder.

Etiketler » Ali Kuşçu - - - - -

2,554 kişi inceledi. Konu hakkında görüşlerini alttaki yorum bölümüne bildirebilirsiniz.

Yorum Bırakın



Bu yazı hakkında ne düşünüyorsunuz?

İsminiz
E-Mailiniz
Yorumunuz
 
betül - 30.12.2013 - 18:03
3 tane değil ki bu ne yaaaaaaaaaaaaaa
misafir - 26.12.2012 - 14:40
burada nie faza gürses yk
nihal - 03.12.2012 - 09:23
bence çok güzel bir yazı
boşwer - 24.04.2012 - 16:46
çok kısa olmuş :(
- 13.12.2010 - 15:42
burda bana lazım olan hiç bişey yok ki
burcu - 18.03.2010 - 20:13
abicim burda niye uluğ bey yokkkkkkkkkkkk bana o gerek